Link: http://www.youtube.com/watch?v=f3bhE-HtN5c
Showing posts with label Lille OSC. Show all posts
Showing posts with label Lille OSC. Show all posts
Monday, March 1, 2010
Friday, February 26, 2010
Fenerbahçe - Lille Maçı Pankart Organizasyonu
Fenerbahçe - Lille maçı pankart organizasyonu from Cahit Binici on Vimeo.
Grup CK - Vamos Bien - 1907ÜNİFEB işbirliğiyle...
Labels:
1907 Ünifeb,
Fenerbahçe,
Grup CK,
Lille OSC,
Tribün,
Vamos Bien,
Video
'Düşler'de Kaldı

Lille'e elenmek AZ Alkmaar'a elendiğimiz maçı hatırlattı. Yine olmayacak yerde yapılan anlamsız bir faul ve yine duran toptan gelen golle elenen Fenerbahçe. Ve yenilen golde her zamanki bireysel hatalar... Bunlar şaşırtıcı mı? Hayır.
Her şeye rağmen bilhassa maç öncesi tribünde yaşanan görsellik ve genel itibariyle verilen birliktelik mesajları mühimdi. Eldeki kadronun Liverpool ile eşleşmesiyle yaşanması muhtemel felaket senaryolarını düşününce, insan bir tuhaf oluyordu zaten. Elbette ki gönül her zaman Fenerbahçe'nin kazanmasını, turu geçmesini ister ama şer gözüken şeyde de hayır olma olasılığını da bir yere not etmek gerek. Dün gece elenmenin de hayırlı tarafı vardır muhakkak.
Öte yandan Liverpool'a adeta manyaklık boyutunda hasta olan bir Fenerbahçeli olarak, dün gece elenmeyi züğürt tesellisi bab'ında değerlendirmem ve "neyse ya, Liverpool'la eşleşmedik en azından" diye kendimi avutmam garip kaşılanmamalıdır. Haksız mıyım?
Thursday, February 25, 2010
Umut
Hem Lille'de hem Fenerbahçe'de ciddi eksiklikler var ama bu saatten sonra sahada olmayanların değil, olanların ayaklarına ve performanslarına bakılacak. Deplasmandaki maç öncesi ilk 15 dakikada gol yemezsek iyidir görüşü hakimdi. Aynı şeyler bu gece için de geçerli. Lille normal şartlar altında maça hızlı başlayan ve devamında da rakibini hataya zorlayan bir ekip, fakat bugünkü maça öyle başlama olasılıkları düşük gibi. Daha kontrollü oynayarak, Fenerbahçe'nin üzerlerine gelmesinden faydalanıp, kontrataklarla gol bulmayı deneyeceklerdir. Bu tahminlerde yanılmak da mümkün tabii.Dün tesislere giden taraftarı tebrik etmek gerek. Takıma destek verilmesi en elzem zamanlardan biridir. Aynı desteğin bu gece de sürmeli ve sabırsız olmamak da gerek öte yandan. Fenerbahçe ise ne olursa olsun maça kontrollü başlamalıdır. Bir şekilde rakibe yüklenmek, erken gol bulma girişimleri de olumlu sonuçlanabilir, lakin rakip takımın artı yönlerinden birinin kontratak konusunda çok başarılı olması olduğu düşünüldüğünde; bütün takım yüklenmek ve geride rakibe boş alanlar bırakmak öyle çok da makul bir strateji olmaz.
Emre ve Alex ikilisi maçın gidişatını Fenerbahçe adına değiştirebilecek meziyetteler. Onlara orta alandaki diğer isimler ve elbette Güiza da ayak uydurabilirse, tur ihtimali Fenerbahçe'ye çok uzak değil. Fakat bunların yapılmaması, bir de defans kurgusunda her maç sıkıntıya neden olan Bilica-Deniz ikilisi yine aynı hatalara düşerse, o zaman maçın başlarında Avrupa'ya veda edilebilir.
İlk maçta deplasmanda Vederson'un ayağından gelen harika golün bir anlamı olması için, bugün kazanmak, turu geçmek gerek. Bunun için hem sahadakilerde, hem de tribündekilerde umut olması gerek. Tribünün genelinde her şeye rağmen umut var. Umarım sahadakilerde de turu geçeceklerine dair umut işaretlerini görmek nasip olur.
Not: Aklımdayken, başta tüm İslam aleminin ve blog takipçilerinin Mübarek Mevlid Kandili kutlarım. İyi kandiller...
Friday, February 19, 2010
Kadıköy'de Turu Geçmek İçin Golcü Lazım
* Maç olabilecek en kötü senaryo ile başladı. Maçın başında gol yemek, hem de Lille gibi hücum varyasyonlarıyla baş döndüren ve gol attıkça açılan, daha çok atan bir ekibe karşı bu kadar erken gol yemek en tehlikeli şeydi. Golde orta sahadan başlayan hatalar zinciri, ve en son ayakta dursa golü engelleyebilecek Volkan'ın, anlamsız şekilde yere yatmaya çabalaması Milli Takım ayarındaki bir kaleciye yakışmadı.* Fenerbahçe'de Brezilya kökenli olması ve Türk pasaportu taşıyor olması nedeniyle hala duruyor olduğunu düşündüğümüz Vederson'un belki de turu getirecek harika golü de hayli şaşırtıcıydı.
* Lugano'nun sakatlık sebebiyle o pozisyonu bırakması ise maçın en tartışılası üç pozisyonundan biriydi. Burada kimi suçlamak lazım; kendi kendini riske eden Lugano'yu mu, yoksa teknik heyet ve sağlık ekibinin yaklaşımını mı?
* Yenilen ikinci golde Deniz'e ne kadar söylensek boş. Oradaki hatasına şaşıran var mı? Sadece Daum şaşırmış herhalde. Rüzgar yüzünden olabilir falan demiş hatta.
* Özer dün sahadaki en etkisiz isimlerden biriydi. Daum'un onu ilk yarının bitimiyle oyundan almaması ise şaşırtıcıydı.
* Alex'in o harika paslarını harcayan Güiza her türlü eleştirilir. "Santrafor ne güzel işte pozisyona giriyor", diye saçma sapan yorumlar yapılmaz. Altyapıdan gelen genç oyuncunu sahaya sürmüş olsan, o da böyle pozisyonları harcamış olsa, o zaman bu söylenenler manalı olabilirdi ama kadronda La Liga'nın gol kralı olmuş, İspanya Milli Takımının forvetlerinden biri var. Üstelik çok ciddi para ödenerek, büyük beklentilerle transfer edildi Güiza. Bırakın da bir şeyler beklensin bu adamdan.
* Fenerbahçe'nin bu hücum anlayışında Güiza tipi santraforla ciddi sorunlar yaşadığı dün bir kez daha ortaya çıkmıştır. Güiza'nın yerinde oynayan bir santraforun fizik gücü yerinde olması ve topu ayağında tutma, geriden hücuma destek verecek orta alan oyuncularına imkan sağlaması lazım. Bir de bunların üzerine ekstra bir özellik olarak, adam eksiltebilen bir santrafor olsa, tadından yenmez tabii. Güiza'da bu meziyetlerin hiçbiri yok.
* Maçın son dakikalarında Alex'i tribünlere alkışlatmak için (!) oyundan çıkaran ve Selçuk'u alan Daum'un ne yapmak istediğini anlayan varsa, bize de anlatsın bir zahmet.
* 2-1'lik skor avantaj mıdır? Elbette avantajdır. Lakin nasıl? Fenerbahçe ne olursa olsun Kadıköy'deki rövanşta her zamanki oyununu oynamalıdır. Sabırla top çevirerek, set hücum yapmaya çalışarak. Lille malum hızlı hücumu çok iyi yapan bir ekip. Eğer Fenerbahçe golü bulmak için tabir-i caizse "cümbür cemaat" rakibinin üzerine saldırırsa, maç ilk on dakikada biter, tur da gider. Dikkatli olmak, sabırlı oynamak gerek. Bu yazdıklarımızı, elbette Daum ve yanındakiler de düşünüyordur. Bi de öyle zannediyorum ki, Kadıköy'de turu geçmek için bir golcü lazım. Semih mesela...
Saturday, December 19, 2009
Lille Tribünleri

Futbol takımıyla ilgili herkes üç beş cümle söylecektir ama şöyle kısa şekilde bir de tribünleri ne durumda ona bakacak olursak; öncelikle Lille taraftarının ağırlıklı olarak işçilerden oluştuğunu söyleyebiliriz.
Şu an meşhur olan 4 tribün grupları var. Bunlar hakkında da ilk etapta şunları söyleyebiliriz, öncelikle ilk tribün grupları 1984 yılında kurulmuş.Onu söyleyelim. İsmi de “NORTHSIDE”. Adından da anlaşılacağı üzere kuzey tribününde konuşlanmışlar. Neden -mış'lı cümle kuruyorum? Bunun sebebi artık bugün bu grubun olmamasıdır.
Onun yerine bugün aktif olan, “Dogues Virage Est” isimli gruba kanalize olmuş üyeler. Bu grup ise 1989 yılında kurulmuş. 1990-94 yılları arasında 600 aktif üyesi varmış grubun. Daha sonra yavaş yavaş eski etkinliklerini yitirmişler. Bugün hala 200 civarı aktif ismin olduğu ve kendilerini takip eden yüzlerce kişinin olduğu söylense de eski güçleri yok. Yine de tribünde bazı görsel işlerde hala parmakları var. Onlar da kuzey tribünde konuşlanıyorlar. Grubun şu an tadilatta olan bir de web sitesi var (http://dvelille89.free.fr/).
İkinci grubun adı ise "Rijsel Spirit (RS)". Bu adın hikayesi Flamanca'dan gelmekte. Şehrin kıyılarından Flamanca konuşuluyor zaten. Ultras kültürünü benimseyen bu grubun aktif üye sayısı az, ama hatırı sayılır işler çıkarıyorlar. Rijsel Spirit'in de web sitesi var (http://www.rijselspirit.com/).
Üçüncü grubun adı “YESTDDINs”. Bu bir kısaltma. Lakin Türkçe'ye çevirmek hayli güç olacak. Fakat şöyle diyebiliriz, "Kuzey Fransa'da iki lehçe var: Picard ve Flemish" (Flamanca). Garip öyle değil mi? Güney tribünde konuşlanan bu grup ağırlıklı olarak yerel şarkılar söylüyor. Zaman zaman da bira eşliğinde barlarda birlikte maç izliyorlar. Bunu çok seviyorlarmış.
Dördüncü ve son grup ise hayli küçük bir grup aslında. İsimleri "KSG". Bu ismin nasıl ortaya çıktığını hatırlayan yok. O da ilginçtir. Kuzeyliler ve bir avuç çılgından oluşan bu grup maçları bazen "YESTDDINs" tayfasıyla birlikte seyrediyormuş. Ateşli bir kitle olduğu iddia ediliyor. Avrupa tribünlerinde yavaş yavaş isimlerinden söz ettirmeye başlamışlar.
Son olarak Lille tribünlerinin kendi deyimleriyle çok ciddi bir deplasman kültürü yok. Lakin 2001 yılındaki (Uefa Kupası) Dortmund deplasmanına 1000 kişiden fazla gitmişler. Yine Fransa'da deplasmanlara da ortalama 100-800 arası giden kişi oluyormuş.
Bakalım Kadıköy'e kaç kişi gelecekler?
grupck.com
Not: Aslında daha uzun bir bilgilendirme yazısıydı ama bir şekilde uçtu gitti yazdıklarım ve de yedeklememe gibi bir hata yaptım. Bununla idare edin artık.
Friday, December 18, 2009
Haydi Lille Lille Lille'li Yar
Turu atlarsak, stad hoparlörlerinden Fatih Ürek'in şarkısı çalınır herhalde. Elenirsek, şarkıyı Boğaz'ın öte yakasındakiler bize söyleyeceklerdir muhtemelen.Liverpool'la bu turda eşleşmemiş olmak güzeldi. Fakat bu turu geçtiğimizde (ki Lille çok formda, bu Fenerbahçe için hayli zor olacak) rakip olma ihtimalimiz kötü oldu. Hiç sevinmedim bu habere. Genel olarak kötü bir kura diyebilirim...En azından benim için. Galatasaray da zor bir kura çekti. Her ne kadar bu sene A.Madrid iyi durumda olmasa da İspanyol temsilcisidir, kupa gediklisidir. Leo Franco'nun zayıf yanlarını da ezbere biliyorlar zaten. O da ayrı mesele.
Lille çıktığında çevremdekilerin çoğu mutlu oldu. Herkes şimdiden Liverpool eşleşmesini düşünüyor ama ağır olun da molla desinler. Lille şu an Avrupa'nın en formda takımlarından biri. Bundan 2 ay sonra durumları ne olur bilinmez belki ama çok sıradan bir takımmış gibi bakmamak lazım.
Son olarak önce saldır Fener, sonra da saldır Urziceni (bunu yazdığıma inanamıyorum).
Subscribe to:
Posts (Atom)
