Showing posts with label Uğur Meleke. Show all posts
Showing posts with label Uğur Meleke. Show all posts

Monday, April 4, 2011

Önemli Olan Benim Atmam


Sercan Kayseri’ye atıyor, gol sevincini abartıp sarı kart görüyor. Burak Yılmaz’ın 12 sarı kartı içinde abartılı gol sevinçleri ciddi bir yekün tutuyor. Cem Sultan, A2 Ligi’nde attığı golde formasını çıkarıp karta davet yapıyor. Batuhan cezalı duruma düşme pahasına Manisa maçında formasını çıkarıyor. Önceki gün de aynı hareketleri Ankaragücü önünde tekrarlıyor. Bahsettiğimiz adamların hepsi milli golcüler…

Ben artık bu garip kartları sorgulamayacağım, sadece golden sonra formasını çıkaran tüm oyunculardan bir ricada bulunacağım: Lütfen maçlardan sonra önünüze mikrofon uzatıldığında “Önemli olan gol atmam değil, takımımın kazanması” demeyin. Madem gol attığınızda iki baş parmağınızla isminizi gösteriyor, arkadaşlarınızı ite ite başkana koşuyor, cezalı duruma düşme pahasına forma çıkarıyorsunuz; “Önemli olan benim atmam” diyerek bari dürüst davranın. Emin olun o cümle, bu yaptığınızdan daha sahte durmayacak.

Uğur Meleke

Sunday, March 20, 2011

Deplasman Yasağı Yerine


Derbinin çirkin rakı şişesi konusunu, derbinin güzel konuğu Toshack’ın ağzından dinleyebildiniz mi bilmiyorum. Dün gece CNN Türk’e konuk olan Galli teknik adama, “derbilere rakip taraftar getirilmeli mi” sorusu yöneltildi. Toshack’ın cevabı manidardı: “Derbiye rakı şişesi getirilmese daha güzel olmayacak mı?”

Uğur Meleke'nin "Derbide Şaşırtan 10 Şey" başlıklı yazısından alıntıdır.

Monday, November 8, 2010

Miroslav Stoch

"… 45+1’de Erkan’ın salladığı ayak sertçe Stoch’a geldi, ama Slovak oyuncu (tribünün de yoğun tepkisine rağmen) durmayıp hücumuna devam etti. Orta sahadaki basit bir taç atışında bile alenen hakemleri kandırıp menfaat sağlamaya çalışan oyuncuların, (hatta bazı kerli ferli takım arkadaşlarının) Stoch’un bu davranışından öğrenecekleri çok şey var. Umarım kenarda bu pozisyonu iyi izlemişlerdir."

Uğur Meleke

Sunday, March 14, 2010

'Son 9' Analizi

Uğur Meleke'nin bugünkü Milliyet gazetesinde 'Son 9'Analizi başlıklı yazısı gerçekten dikkate değer. Devler Lig'inde çeyrek finale kalan ve bunu artık alışkanlık haline getiren takımlara dair harika tesptilerin yer aldığı bir yazı. Meleke yazısının bazı bölümlerinde ülke futbolunun gerçeklerini göz önüne getirerek bir takım kıyaslamalar da yapmış. Onlar da gerçekten dikkat edilesi noktalar.

Yazının tamamını okumak isteyen buradan okuyabilir. Aşağıda ise Meleke'nin yazısından mühim bulduğum alıntılar yer alıyor.

***

"...2004’ün olağan dışı Porto-Monaco finalinden beri Devler Ligi’nde tablo değişmiyor: Çeyrek final biletleri hep 4 büyük futbol ülkesi (İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya) ve onlara oyuncu yetiştiren 4 takım (Lyon, Porto, Benfica, PSV) arasında paylaşılıyor. (Bu tabloya son 5 sezonda isyan eden tek ekip Zico’nun F.Bahçe’si olmuştu. Sanırım sıradaki isyankâr Blanc’ın Bordeaux’su)."

"...Bu yıl çeyrek final potasında olan 9 ekibin (M.United, Arsenal, B.Münih, Lyon, Barcelona, Bordeaux, Sevilla, Chelsea/Inter’in) ekonomik büyüklüğü, tabii ki rakiplerinin biraz üstünde. Söz konusu 9 takımın sekizi, 200 milyon euronun üstünde oyuncu değeri olan ekipler.
Lâkin 139 milyon euroluk Bordeaux kafaları karıştırıyor; hele de G.Saray-F.Bahçe ikilisinin market değerlerinin 120-130 milyon aralığında seyrettiğini görünce... Bordeaux gibi Porto da aşağı yukarı G.Saray-F.Bahçe paraları harcanarak kurulmuş ve Portekiz ekibi tam 4 sezondur üst üste gruplardan terfi etmeyi başarıyor."

"...Bu yılın 9’lu çeyrek final adayı grubunun teknik adamlarının çalışma süresi ortalaması yaklaşık 6 yıl... Söz konusu 9 takımdan sadece ikisinin (B.Münih ve Chelsea’nin) hocası bu sezon göreve başlamış. Eğer Inter de Chelsea’yi elerse, çeyrek finalist 8 takım içinde görevinde ilk yılı olan tek teknik adam Van Gaal kalacak gibi... Ömürlük kontratlı Ferguson ve Wenger’in yanı sıra Barcelona’da Guardiola, Bordeaux’da Blanc, Sevilla’da Jimenez ve Lyon’da Puel, eğer büyük aksilikler çıkmazsa 2015’te de bu yazının içinde bu takımlarla bulunmaya adaylar.
Mâlumunuz, Turkcell Süper Lig’in ilk 4 sırasını işgal eden 4 teknik adamdan henüz hiçbiri, takımlarıyla Ağustos’tan Mayıs’a bütün bir sezonu tamamlamış değiller!"

"...2009-2010’da Arsenal 2, Manchester, Barcelona, Bordeaux ve Sevilla 3, Chelsea 4, Lyon 5 transferle yetinmişler. Süper Lig’in Ş.Ligi’nde var olma savaşı veren dörtlüsünden G.Saray bu sezon 10, Beşiktaş 8, Fenerbahçe ve Bursa ise 7 transfer yapmış. Ayrıca Süper Lig’in 2008-09’da 292 yeni oyuncu, 38 teknik adam sözleşmesiyle Avrupa lideri olduğunu da not edelim. (Detaylı tablolar, meleke.com’da)"

"...Bu 9 takımın başarısını sadece birkaç parametreyle açıklamaya çalışmak tabii ki yetersiz kalır. İçlerinde altyapıda harika işler yapanı da var, transferde mucize paralar kazananı da... Ama sanki Türk kulüplerinden daha fazla gözüken özellikleri, tek kelimeyle özetlemek gerekirse: “akıl”..."

"...4 Mart 2008’de F.Bahçe’ye elenen Jimenez hâlâ görevde ve Sevilla yine çeyrek final kapısında... O gün Jimenez’i eleyen F.Bahçe’yse bir daha Avrupa Ligi son 16’sını bile göremedi. Bir ay önce Getafe karşısında iki stoperi birden kırmızı kart görüp 65 dakika eksik oynayan Barcelona’nın teknik patronu Guardiola, “Kararları konuşmak zaman kaybı. Geçen sene aynı hakemlerle 6 kupa kazandık” diyerek mi acaba hakem komitesini daha yüksek bir baskı altına soktu? Yoksa “Bizim bir Victor Gonzalez’imiz yok ki... O köşe yazarı her fırsatta Real’in haklarını koruyor” deseydi daha etkili mi olurdu?"

“Son 9” çok uzak değil... Sadece biraz daha akıllı olmamız gerek galiba."

Tuesday, December 15, 2009

Yaşlı Medya Genç İsimlere Savaş Mı Açtı?


Fenerbahçe - Kasımpaşa maçında Alex'e uygulanan markajı çağdışı bulan Kaan Koç'un yazısı üzerine mesleğe yıllarına vermiş Atilla Gökçe bir eleştiri yazısı yazdı. "Vayy Koç'um" başlıklı yazısında Kaan Koç'a vermiş veriştirmişti. Yazıda Kaan Koç'un soyadından dolayı "Koçum" lafzı tabii hep havalarda uçuşuyordu.

Daha sonra Kaan Koç da Atilla Gökçe'nin eleştirisi üzerine bir yazı yazdı. O yazısının bir köşesinde ise Küçük İskender'den bir alıntı yapmış;

"Yaşlı şairler unutmasın: Tabutlarını romatizma ağrıları çeken prostatlı kuşakdaşları değil‚ genç şairler taşıyacaklar. İki amaçla: Hem düşürmemeye özen göstereceklerdir‚ hem de bir an önce gömme telaşında olacaklardır".

Olay tabii bu dizilerle birden yaşlı medya vs. genç medya meselesine dönüştü. Bir taraf "siz kimsiniz, daha dün şöylediniz, bugün böylesiniz" diye ağır biçimde diğerlerini eleştirmeye başladı. Bunların arasında Gürcan Bilgiç‚ Ahmet Çakır‚ Aybars Hünalp‚ Uğur Meleke‚ Mehmet Ayan gibi isimler var. Komik olan ise bu kişilerin Kaan Koç'un yazılarını eleştirirken yazdıklarının bir linç girişimini andırması. Bu memlekette gördüğüm en komik olaylardan biridir bu. Yıllardır da değişmez. Hem diyorsunuz ki Kaan Koç ayıp etmiştir, saygısızlık yapmıştır. Hem de adamı linç etmeye kalkıyorsunuz. Bu ne perhiz derler adama... Hele Ahmet Çakır'ın, "Herhangi bir nedenle Küçük İskender'i referans göstermek yanlış anlamalara yol açabilir Koçum, dikkatli ol!", cümlesine bakınız. Neyi ima ediyor acaba? Bravo, çok zekisiniz kuzum!


Keza Uğur Meleke gibi böyle arabesk işlere girişmeyecek kadar soğukkanlı bulduğumuz bir ismin bile gaza gelmesi ve bu olayda elini yüzünü savaş boyalarına bularmışcasına Atilla Gökçe'nin safına geçmesi de ilginç. Vefa iyidir güzeldir de, olaya böyle arabesk minvalde yaklaşmak bugüne dek çizdiği soğukkanlı figüre yakışmadı hiç.



Kaan Koç'un kalemini beğenmiyor olabilirsiniz. Yazdığının haddini aşan cümleler olduğunu da iddia edebilirsiniz, ama verilen tepkide bir ayarsızlık olduğu kesin. Tepki veren eski isimler gençken öyle sessiz sakin mi takılıyorlardı? Hiç mi boylarını aşan laf etmediler? Her yaşın bir olgunluğa vardır tamam da, esas olgun olması gerekenlerin bir elde kalkan, bir elde hançer savaş nidaları atarmışcasına yazması ironik değil midir?

Bu olay ilk ortaya çıktığında herhangi bir tarafı desteklemiyordum ama eski isimlerin "linç kampanyasını" görünce, ister istemez genç isimlere fazla yüklenildiğini düşünüyorum. Ve en çok da her koşulda genç isimlere desteğimi veririm diyen Okay Karacan'ın bu hususa nasıl yaklaşacağını merak ediyorum. Bekleyelim görelim..